4 Şubat 2012
Okan | Sıradan bir adam, sıradışı bir güç.
Fikren, Bedenen
ilmenokan
bu saatte:
22:50
0
geri bildirim
Bu kayda bağlantı vermişler
| Beğeneyim mi? |
1 Ocak 2012
Deli Pokemon
Gimme shelter or i'm gonna fade away.

İnsanlardaki iyilik ölmemiş. Sabah yere düşen paramı, arkamdan koşarak bana veren kadın ve otobüste ineceğim durağı tahmin edip beni uyandıran adam. Aceleyle size teşekkür edememiş olabilirim. Teşekkürler, iyi ki varsınız.
"28 Aralık 2011 gecesi sınır ötesinde meydana gelen olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, aile yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz." Genel Kurmay Başkanlığı. Söylenecek çok şey var ama zamanında Malcolm X net bir şekilde özetlemiş demek istediklerimi:
"Eğer dikkatli değilseniz, gazeteler sizin zulüm gören insanlardan nefret etmenizi ve zulüm uygulayan insanları sevmenizi sağlar." {If you're not careful, the newspapers will have you hating the people who are being oppressed and loving the people who are doing the oppressing.}
İnsanın en üretken olduğu zamanlar stres altında olduğu zamanlardır. Boşuna dememiş atalarımız "İnsanın aklı ya koşarken, " diye. Facebook geçmişime bir göz attım da, en çok blog girdimi vize/final/bütünleme dönemlerinde yayınlamışım. Acaba stres altında olduğum zamanları gereği gibi değerlendiremiyor muyum? Yok ya, bence gereği gibi değerlendiriyorum. Hayat kısa.
Cevap: Gereği gibi değerlendirsen, yukarıda bütünleme diye bir dönem sayar mıydın?
Cevaba cevap: Orada stres altında olduğum dönemler örnekleyici sayılmıştı, daha da çoğaltılabilir. Ödev, sunum vesair.
İkinci cevap: Geride kalan 4 dönemde de bütünlemeye girdiğin gerçeğini göz önünde bulundurursak, gereği gibi değerlendirmediğin sonucuna kendiliğinden ulaşırız.

Ben deli değilim.
Bence en samimi yeni yıl reklamı, kim ne derse desin Tadım'ın reklamıydı. Adamlar resmen: O kadar umutlanıyorsun ama yine TV başında çekirdek çıtlayarak gireceksin yeni yıla, düşüncesini reklama öyle bir koymuşlar ki hayran kaldım.
Daha önce aynı hataya ben de düşmüş olabilirim -Kesin düşmüşümdür- ama yaşlandıkça anladım ki, yeni yıldan, yeni yaştan, yeni her türlü bıdıbıdıdan -bıdı bıdı mı? Kendimden utandım.- çok büyük şeyler beklemeyeceksin. Herkes yazıyor, 2012'de şu gelsin bu gelsin şu olsun bu olsun. Hayır 2011'den ne gördün ki 2012'den ne bekliyorsun. Aynı dilekleri 2011'de de dilemedin mi?
Diledin.
Oldu mu?
Olmadı.
Niye?
Çünkü sadece dilemekle olmaz. 30 Aralık 2011'le 1 Ocak 2012'de aynı şekilde davranıyorsan, yeminle olmaz. Asıl nokta, değişen yılla kendini değiştirebilmek.
"Ben hiç değişmedim." Aferin sana çok büyük mağrifet. Taş bile durduğu yerde değişiyor. Yanlış giden bir şeylerin var olduğuna inanıyorsak, bir noktada değiştirmemiz gereken bir husus vardır. Bunu bulmak, buna çabalamak lazım.
Bulduk, çabaladık, değiştirdik mi?
Gerisi kısmet.

Bart: This is the worst day of my life.
Homer: This is the worst day of your life so far.
Eskiden bizi dürbünle izleyen insanlara sapık diyorduk -beni izlemediklerinden eminim de sizi bilemem-. Şimdi takipçi/arkadaş/çevrelerimde, artık her ne siteyi kullanıyorsanız oradaki sıfatı diyoruz.
"Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur." C. Zarifoğlu
Son blog yazımda ucundan değinmiştim. Hazır burada da reklamdan bahsettik, şu sansasyonel biskolata reklamlarından bahsetmesem olmaz. -Önbilgilendirme: Aşağılık kompleksi diyecek olanlar, ben kendimi nalet, aşağılık, pislik bir insan olarak görmüyorum.- İnsaneler ağızları açık izliyorlar reklamı.
"OAAA İTALİYAAAAN" diye. Sonra da bir grup sosyolog çıkıp diyor ki: "Efenim evlilikler yürümüyor." Yürümez tabi. Kadın Silvio bekliyor bahtına çıkan Süleyman. Fransuva bekliyor, talibi Hasan usta. Sunum arzı karşılamıyor. Söylemek istediğim o reklamları Pokemon'u izler gibi izleyin. Hiç bir zaman pokemonunuz olmayacak.
1 sene idare eder herhalde bu blog sizi?
Hayatınızın en kötü yılı 2011 olsun.

İnsanlardaki iyilik ölmemiş. Sabah yere düşen paramı, arkamdan koşarak bana veren kadın ve otobüste ineceğim durağı tahmin edip beni uyandıran adam. Aceleyle size teşekkür edememiş olabilirim. Teşekkürler, iyi ki varsınız.
"28 Aralık 2011 gecesi sınır ötesinde meydana gelen olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, aile yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz." Genel Kurmay Başkanlığı. Söylenecek çok şey var ama zamanında Malcolm X net bir şekilde özetlemiş demek istediklerimi:
"Eğer dikkatli değilseniz, gazeteler sizin zulüm gören insanlardan nefret etmenizi ve zulüm uygulayan insanları sevmenizi sağlar." {If you're not careful, the newspapers will have you hating the people who are being oppressed and loving the people who are doing the oppressing.}
İnsanın en üretken olduğu zamanlar stres altında olduğu zamanlardır. Boşuna dememiş atalarımız "İnsanın aklı ya koşarken, " diye. Facebook geçmişime bir göz attım da, en çok blog girdimi vize/final/bütünleme dönemlerinde yayınlamışım. Acaba stres altında olduğum zamanları gereği gibi değerlendiremiyor muyum? Yok ya, bence gereği gibi değerlendiriyorum. Hayat kısa.
Cevap: Gereği gibi değerlendirsen, yukarıda bütünleme diye bir dönem sayar mıydın?
Cevaba cevap: Orada stres altında olduğum dönemler örnekleyici sayılmıştı, daha da çoğaltılabilir. Ödev, sunum vesair.
İkinci cevap: Geride kalan 4 dönemde de bütünlemeye girdiğin gerçeğini göz önünde bulundurursak, gereği gibi değerlendirmediğin sonucuna kendiliğinden ulaşırız.

Ben deli değilim.
Bence en samimi yeni yıl reklamı, kim ne derse desin Tadım'ın reklamıydı. Adamlar resmen: O kadar umutlanıyorsun ama yine TV başında çekirdek çıtlayarak gireceksin yeni yıla, düşüncesini reklama öyle bir koymuşlar ki hayran kaldım.
Daha önce aynı hataya ben de düşmüş olabilirim -Kesin düşmüşümdür- ama yaşlandıkça anladım ki, yeni yıldan, yeni yaştan, yeni her türlü bıdıbıdıdan -bıdı bıdı mı? Kendimden utandım.- çok büyük şeyler beklemeyeceksin. Herkes yazıyor, 2012'de şu gelsin bu gelsin şu olsun bu olsun. Hayır 2011'den ne gördün ki 2012'den ne bekliyorsun. Aynı dilekleri 2011'de de dilemedin mi?
Diledin.
Oldu mu?
Olmadı.
Niye?
Çünkü sadece dilemekle olmaz. 30 Aralık 2011'le 1 Ocak 2012'de aynı şekilde davranıyorsan, yeminle olmaz. Asıl nokta, değişen yılla kendini değiştirebilmek.
"Ben hiç değişmedim." Aferin sana çok büyük mağrifet. Taş bile durduğu yerde değişiyor. Yanlış giden bir şeylerin var olduğuna inanıyorsak, bir noktada değiştirmemiz gereken bir husus vardır. Bunu bulmak, buna çabalamak lazım.
Bulduk, çabaladık, değiştirdik mi?
Gerisi kısmet.

Bart: This is the worst day of my life.
Homer: This is the worst day of your life so far.
Eskiden bizi dürbünle izleyen insanlara sapık diyorduk -beni izlemediklerinden eminim de sizi bilemem-. Şimdi takipçi/arkadaş/çevrelerimde, artık her ne siteyi kullanıyorsanız oradaki sıfatı diyoruz.
"Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur." C. Zarifoğlu
Son blog yazımda ucundan değinmiştim. Hazır burada da reklamdan bahsettik, şu sansasyonel biskolata reklamlarından bahsetmesem olmaz. -Önbilgilendirme: Aşağılık kompleksi diyecek olanlar, ben kendimi nalet, aşağılık, pislik bir insan olarak görmüyorum.- İnsaneler ağızları açık izliyorlar reklamı.
"OAAA İTALİYAAAAN" diye. Sonra da bir grup sosyolog çıkıp diyor ki: "Efenim evlilikler yürümüyor." Yürümez tabi. Kadın Silvio bekliyor bahtına çıkan Süleyman. Fransuva bekliyor, talibi Hasan usta. Sunum arzı karşılamıyor. Söylemek istediğim o reklamları Pokemon'u izler gibi izleyin. Hiç bir zaman pokemonunuz olmayacak.
1 sene idare eder herhalde bu blog sizi?
Hayatınızın en kötü yılı 2011 olsun.
Fikren, Bedenen
ilmenokan
bu saatte:
19:30
0
geri bildirim
Bu kayda bağlantı vermişler
| Beğeneyim mi? |
Etiketler:
http://www.youtube.com/watch?v=qMxX-QOV9tI
24 Aralık 2011
Fransız
Bonsoir!
Otobüste camın buğusunu sadece kendine yetecek kadar temizleyen insan ne bencil bir insandır. Sadece kendini düşünür o, başka hiç bir kimse umurunda değildir. Pis herif.

Nationalism overloaded.
Bildiğiniz gibi Fransa, devletin tanıdığı soykırımları inkar edenlere cezai yaptırım getirdi. Ne kötü yaptı, birden döndük o yöne doğru tükürdük. Ama kardeşim, insana sorarlar. Bu adamlar 2001 yılında açık açık demiş ki, "Siz soykırım yapmışız." O zaman da dönüp tükürmüşüzdür. 2006 yılında, geçtiğimiz günlerde kabul ettikleri yasayı tekrar teklif etmişler, yine tükürmeye hazırlanmışız, ama Senato'dan geçmemiş. Biz de demişiz "Adam oldular." Gelelim 22 Aralık 2011'e. Adamlar kabul etti. İfade özgürlüğüne ne kadar aykırı olsa da, sadece 45 milletvekili olumlu oy kullanmış olsa da, onların hiç bir alakası olmasa da, tamamen siyasi bir karar olsa da kabul etti. Şu an herkes o yöne doğru tükürüyor. Sonuçta ne oluyor. Rien! -Hiç bir şey- Sayın okuyucu, geçtiğimiz günlerde bir habere rastladım ntvmsnbc'de. O kadar yerinde bir araştırmaydı ki. Bu zamana kadar bu iddaları kabul eden ülkelerin listesini yayınlamışlar. 11 tanesi AB ülkesi. Biri hariç hepsiyle ikili ilişkilerimiz sürüyor. Hatta sorsan hükümete bu 20 ülkeyi, bilmez bile. Bırak hükümeti, dışişleri bile bilmez. Yani bilir de, bilmez. E adama sormazlar mı o zaman, ne işe yarıyorsunuz diye. Sormazlar mı adama, siz öyle bağırıp çağırırken, 24 Nisan çoğu ülkede anılıyor diye. Sormazlar mı adama 8 tane yaptırım sıralıyorsunuz ama sizin vatandaşlarınıza vize verirken binbir çile çektiren Fransuvalar, sizin ülkenize kimlikle giriyor, hani bunun yaptırımı diye; siz kimi yiyorsunuz diye; omurganızı nerede unuttunuz diye. Başbakan diyor ki, ifade özgürlüğü yok -komik seni-, soykırımı babasına sorsun, hoşgörüyü dedesine sorsun falan da filan. Bir de AB'ye bakmaktan sorumlu bakan Ego, çıkıyor, yaptırımlar açıklandıktan sonra açıklama yapıyor, diyor ki "Sarkozy'e kapak olsun." Tarih tekerrürden ibaret. Osmanlı'dan beri tarih bize gösteriyor ki, diplomasiden -çok afedersiniz- bir bok anlamıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynayamıyoruz. Tepkimizi ortaya koyamıyoruz. Az laf çok iş yerine, çok laf az iş yapıyoruz. Bunun sonucu olarak da bir o yana itekleniyoruz, bir bu yana itekleniyoruz. Anca boş laflar, populist söylemler. Bu da unutulacak. 5 sene sonra, hatta nerede beş sene, 2015 Nisan'ına kadar dünyanın yarısı bu tür tasarıları kabul etmiş olacak. Biz de o zamana kadar tükürük mesafemizi arttırmaya çalışalım. Zaten tükürmekten başka bir şey yapmış olsaydık, iş buralara gelmezdi.
Karanfilin ağızda oluşturduğu uyuşukluk hissini seviyorum, hatta aşığım o hisse. İntihar etmek istesem, bir kilo karanfil yutarak etmeyi deneyebilirdim.
Otobüste camın buğusunu sadece kendine yetecek kadar temizleyen insan ne bencil bir insandır. Sadece kendini düşünür o, başka hiç bir kimse umurunda değildir. Pis herif.

Nationalism overloaded.
Bildiğiniz gibi Fransa, devletin tanıdığı soykırımları inkar edenlere cezai yaptırım getirdi. Ne kötü yaptı, birden döndük o yöne doğru tükürdük. Ama kardeşim, insana sorarlar. Bu adamlar 2001 yılında açık açık demiş ki, "Siz soykırım yapmışız." O zaman da dönüp tükürmüşüzdür. 2006 yılında, geçtiğimiz günlerde kabul ettikleri yasayı tekrar teklif etmişler, yine tükürmeye hazırlanmışız, ama Senato'dan geçmemiş. Biz de demişiz "Adam oldular." Gelelim 22 Aralık 2011'e. Adamlar kabul etti. İfade özgürlüğüne ne kadar aykırı olsa da, sadece 45 milletvekili olumlu oy kullanmış olsa da, onların hiç bir alakası olmasa da, tamamen siyasi bir karar olsa da kabul etti. Şu an herkes o yöne doğru tükürüyor. Sonuçta ne oluyor. Rien! -Hiç bir şey- Sayın okuyucu, geçtiğimiz günlerde bir habere rastladım ntvmsnbc'de. O kadar yerinde bir araştırmaydı ki. Bu zamana kadar bu iddaları kabul eden ülkelerin listesini yayınlamışlar. 11 tanesi AB ülkesi. Biri hariç hepsiyle ikili ilişkilerimiz sürüyor. Hatta sorsan hükümete bu 20 ülkeyi, bilmez bile. Bırak hükümeti, dışişleri bile bilmez. Yani bilir de, bilmez. E adama sormazlar mı o zaman, ne işe yarıyorsunuz diye. Sormazlar mı adama, siz öyle bağırıp çağırırken, 24 Nisan çoğu ülkede anılıyor diye. Sormazlar mı adama 8 tane yaptırım sıralıyorsunuz ama sizin vatandaşlarınıza vize verirken binbir çile çektiren Fransuvalar, sizin ülkenize kimlikle giriyor, hani bunun yaptırımı diye; siz kimi yiyorsunuz diye; omurganızı nerede unuttunuz diye. Başbakan diyor ki, ifade özgürlüğü yok -komik seni-, soykırımı babasına sorsun, hoşgörüyü dedesine sorsun falan da filan. Bir de AB'ye bakmaktan sorumlu bakan Ego, çıkıyor, yaptırımlar açıklandıktan sonra açıklama yapıyor, diyor ki "Sarkozy'e kapak olsun." Tarih tekerrürden ibaret. Osmanlı'dan beri tarih bize gösteriyor ki, diplomasiden -çok afedersiniz- bir bok anlamıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynayamıyoruz. Tepkimizi ortaya koyamıyoruz. Az laf çok iş yerine, çok laf az iş yapıyoruz. Bunun sonucu olarak da bir o yana itekleniyoruz, bir bu yana itekleniyoruz. Anca boş laflar, populist söylemler. Bu da unutulacak. 5 sene sonra, hatta nerede beş sene, 2015 Nisan'ına kadar dünyanın yarısı bu tür tasarıları kabul etmiş olacak. Biz de o zamana kadar tükürük mesafemizi arttırmaya çalışalım. Zaten tükürmekten başka bir şey yapmış olsaydık, iş buralara gelmezdi.
Karanfilin ağızda oluşturduğu uyuşukluk hissini seviyorum, hatta aşığım o hisse. İntihar etmek istesem, bir kilo karanfil yutarak etmeyi deneyebilirdim.
Ödüllü Soru: Rüzgara karşı tükürdüğünü anlaması için insanı kaç kere ıslanması gerekir?
Ödül: Her zamanki gibi çikolatalı gofret.
Fransayı savunduğumu sanacaklara özel not: Bir daha oku.
Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım elbet, ama kısmet.
Ayrıca merak ediyorum, kabul eden diğer 19 ülkeye, hadi birini tanımıyoruz -sokakta karşıma çıksa yüzüne bakmam durumu- diyelim, diğerlerine ne yaptırım uyguluyoruz?
Blogger'ın yeni tasarımı benim blog tasarımıma inanılmaz derecede benziyor. Bu bana özel bir şey mi, yoksa herkesin blogger ana sayfasının tasarımı, benim blogumunkine mi benziyor?
Yıl oldu olacak 2012, ben hala blog yazıyorum.
Son yazımdan bu yana;
-Balkanlara (Makedonya, Kosova, Karadağ, Bosna Hersek, Hırvatistan, Arnavutluk) gittim,
-Trakya'ya (Edirne) gittim,
-Bursa'ya da gittim.
-Yaklaşık her okula gittiğim gün çıkışta Eminönü'ne kadar yürüdüm.
Topladın mı baya (TDK'ya göre bayağı) bir kilometre ediyor. Sonuç olarak, ne gezmişim be!-Ehliyette aldım, hatta ıslattım bile. (¡İğrenç espri tehlikeli derecede yakın!) Kuruyunca yazılar kayboldu gidip yenileyeceğim.
Ayrıca İspanyolca 101 aldım. Yakında kendi başıma Biscolata Mood reklamı çekeceğim sanırsam.
Film demişken bir zombi filmi çekmeye kalkıştık. Sonuç: Biz ettik siz etmeyin. Ama iyi tarafından bakmak gerekirse, Çocuklar Duymasın'dan veya Arka Sokaklardan daha iyi bir ürün çıktı ortaya.
Kıymetli evrak çalışırken içimden geçenleri özetlemem gerekirse: F*ck this sh*t, i'm going to be a stripper!
2012'den ne beklediğimi bilmiyorum, asıl merak ettiğim 2012 benden ne bekliyor.
Innocence has a power evil can not imagine.
Devletlerden nefret edin, insanlardan değil.
Yıl oldu olacak 2012, tarzımda hala bir değişiklik yok.
Au revoir!
Fikren, Bedenen
ilmenokan
bu saatte:
20:30
0
geri bildirim
Bu kayda bağlantı vermişler
| Beğeneyim mi? |
